Holografik Evren

Bugün 2006 yılının (toplamı 8 yapıyor) sekizinci ayının sekizinci günü. Sekizlerin hakim olduğu bir gündeyiz. Akla, adanma ve zorlayıcı iş aracılığıyla inşa edilen başarıyla ilişkili sekizli harmonik geliyor. Bu sayı Ay fazlarıyla ilgilidir ve günün gezegen açılarıyla desteklenmektedir; Venüs Mars’a yarı-kare (11 dk. orb), Jüpiter Plüton’a yarı kare, Merkür Üranüs’e 135’lik (55 dk.) ve Jüpiter Satürn’e kare yapıyor. Üç kavuşum, beş karşıtlık (başka bir sekizli harmonik açı) ve ileride yaşanacak Satürn/Neptün karşıtlığı (31/8) ile Kovada Dolunay da (9 Ağustos 2006, 3:54 AM PDT) işin içinde. Yaratıcı yeteneklerinizi geliştirebilir ve onları yarının Dolunay’ının tezahürüne ve gerçekleşmesine yönlendirebilirsiniz. Bu Pleniluna (Dolunay) kaynağını Güneş’in kalbindeki Aslan enerjisinden alıyor ve umutlu bir geleceğe odaklanıyor (Kova).

Dolunay kendimize ve başkalarına karşı sorumluluğumuzu nasıl bütünleştireceğimize dair daha nesnel bir bakış açısı kazanmamızı ve her birimizin hayat yolumuzda bize rehberlik eden ruhani bir doğaya sahip olduğumuz gerçeğini görmemizi mümkün kılar. Satürn (Ay’ın yöneticisi) Aslan Güneş’e kavuşum ve karşıt-paralel (contraparalle) yapmakta ve bize bir seçim sunmaktadır: ya destek ve ustalaşmayla uyumlanmak ya da sadece engelleri veya kurban olmayı algılayarak tepki vermek. Neptün (ruhani netlik) ve Ay (beslenme ve yaratıcı duygular) arasındaki yaklaşmakta olan bağ (kavuşum) ile Güneş ile Neptün arasındaki daha yakın bağlantılar (karşıt-paralel ve karşıtlık) içsel yaratıcı potansiyelimizi ve kendi üzerimizde çalışmanın bu süreç içinde başkalarına nasıl yardımı dokunabileceğini görmemizi mümkün kılabilir. Merkür ile Venüs’ün Aslan’a girişleri (sırasıyla, 11/8 ve 13/8) bu içsel yaratıcı çalışmaya destek ve güç vermektedir. Gerçekten de herkesin şevkle uyumlanabileceği güçlü bir zamandayız.

ÇALAKALEM: KENDİMLE HOLOGRAFİK İLİŞKİM

Sekizli harmonik açılar ilişkilerin araçlarıdırlar; bunlar arasında en önemlisi de her bir insanın farkındalığı ile yüksek bilincinin gelişme sürecidir. Hepimizin hayatında etkileşim içinde olduğumuz insanlar var. Bunlardan bazıları yüz yüze baktığımız ve 7 gün 24 saat kafamızda evirip çevirdiğimiz yerel ilişkilerdir. Diğerleriyse yerel olmayan (telefon ve internetin gelişimiyle birlikte düzenli hale gelen), hayatımıza ışık dalgaları gibi girip çıkan insanlardan oluşur. Bazılarını sever, ötekilerden nefret ettiğimizi söyleriz; birçoğuysa bu ikisinin arasında bir yerde durur. Bu insanların hepsi holografik evrenin parçasıdır. Bu ilişkileri mümkün kılan bağlantı hatlarını takip etmek çoğu zaman ilginç sonuçlar verir. Birçok örnekte karşılaşmalar genellikle belirsiz bir bağlantıyla ilgilidir.*** Çok-boyutlu hologramın başka bir örneği! Diyelim ki bu belirsiz bağlantılardan herhangi birinde alıcı konumdasınız. Tamam, bağlantı kurulmuştur. Peki, amacı ne? Tesadüfidir diye düşünüyorsunuz, illa da bir amacı olması gerekmez! Holografik evren verimli değilse hiçbir
şeydir. Bu evrende hiçbir şey boşa harcanmaz. (Bu seferlik kader/özgür irade sorununa girmeyelim).

Gelin sadece bu alıştırma için, vaktinde ne kadar belirsiz görünürse görünsen, her zaman bir amaç olduğunu varsayalım. Her ruh başka bir şey öğreneceği için amaç taraflara farklı görünebilir. Bir bağlantı gerçekleştiğinde sanki iki dalga birbirine girmiştir. Gözünüzün önüne bir havuz getirin. Bu havuzun iki tarafına birer taş bırakılsın, taşların yarattığı dalgaların çarpıştığı yerde, her bir dalganın bireysel potansiyelinin saflığında bir bozulma olur ve bireysel dalgaların seyri bir daha geri alınmamak üzere değişir. Bu ruhların herhangi birinin bakış açısından bakıldığında (benim bilinç noktam kendi holografik merkezimdir), burada benim için öğrenilecek bir şey vardır.

**** Bu kişiyi nasıl algılıyorum? İlişkiye dair ne hissediyorum? Ne tür özelliklere sahip? Hayatlarını nasıl kullanmışlar? Ne tür hatalar yapmışlar? Onların süre giden yollarına nasıl bir etkide bulundum. Hayatlarını değiştirdim mi? Peki benim hayatımda, kendimi algılayış biçiminde nasıl bir değişim yarattılar. Bütün bunların hepsi ne gibi bir fark yaratıyor? Yoksa bütün bunlar durmak bilmeyen zihnimin oyalanmak için uydurduğu bir mantık alıştırması mı?Şahsen, bu etkileşimlerden her birinin benliğimin bir parçasına yakından bir bakış, holografik evreni kavrayışıma dair bir görüş kazandırdığına inanıyorum. Çağlar kadar eski bir soruyu gündeme getiriyor bu. Neden buradayım? Viktor Frankl [i] A ile B arasındaki gerilimin hayatta anlam bulmak ve hayatı anlamlı bir yolda sürdürmek açısından önemli olduğunu söylüyor.
Bu durum ilişkide olan kişilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öyleyse elimde iki bakış açısı var: diğer kişiye bir birey olarak tepkim ve kendimin öğrenme deneyimi için yaratmış olduğum parçasına dair algım. Her ikisi de eşsiz ve değerlidir. Bazı ilişkiler geçicidir, bazıları ise uzun sürer. Çoğu zaman hepsi benim hayatımda aynı sembolizmin vücut bulmasıdırlar.

Yoksa bu farklı biçimlerde görmem gereken hayat boyu süren bir ders mi?

Hawaili bir terapist olan Dr. İhaleakala Hew Len bu kavramı çok ince bir noktaya kadar geliştirdi (HoOponopono [ii]). Dr. Len herkesi kendi üzerinde çalışmak için kutsal bir araç olarak görmektedir. Çalışmasında, hastalarının hayatlarını kendi derslerinden ayrı tutmayı reddederek birçok kişiyi iyileştirmiştir. Genelde, ne kadar güçlü olduğumuzu henüz anlamaya başlamış bile değiliz!

***  Hangi sıklıkla, birbirine benzemeyen iki kişinin sizin açınızdan ortak bir özelliğe sahip olduğuna tanık olduğunuz? Diyelim ki onları görüştürmek için dikkatlerini birbirine çektiniz. Ve diyelim ki görüştüler. Bir de baktınız ki ilişkileri yolunda gidiyor ve her ikisi bu bağlantı sayesinde gelişiyor. Katalizör olarak rolünüz başarılı olmuştur.

***** Gezegenlerin sembolik etkileşimini algılamak için çizgisel zamanda geriye baktığımda, belki, ilişkinin potansiyelini ve gelecekteki öğrenme deneyimini anlamlandırabilirim.
[i] İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl
[ii] http://www.hooponopono.or

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir